Bu sütün fiyatı şok etti! 12 çeyrek altın…

Genç bal arılarının salgı bezleri yardımıyla ürettikleri arı sütü, çoğu hastalığa iyi gelirken kilogram fiyatının 2-3 bin lira civarında olmasıyla da adeta altınla yarışıyor.

Mayıs ve Haziran aylarında üretimi yapılan arı sütünün 1 kilograma tamamlanması için 4 kovan gerekirken, bir kovandan 250-300 gram civarında elde ediliyor. Faydaları saymakla bitmeyen boza kıvamındaki süt; bağışıklık sistemine, mide ve bağırsak hastalıklarına, hücre yenilenmesine, diş ve kemik gelişimine, kansızlık sorununa ve grip gibi hastalıklardan korunmaya karşı yardımcı oluyor. Toplaması sabır gerektiren arı sütünün içerinde A, C, D ve E vitaminleri bulunurken, fiyatı ise dudak uçuklatıyor.
Eskişehir’de arıcılık sektöründe çalışan Hüseyin Ekimci, arı sütünün hücre yenileyici bir özelliğinin de olduğunu söyledi. Ekimci, “Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, insanların dinç kalmasını sağlarken zekalarını da artırır. Ayrıca erkek ve kadınlarda ortaya çıkabilen cinsel sorunlarda, üreme problemlerinin çözümünde faydalı olduğu gözlemlenmiştir” diye konuştu.

“Altından daha kıymetli ve değerlidir”

Çabuk bozulan bir madde olduğu için soğuk alanlarda muhafaza edilmesi gerektiğini ve altından daha değerli olduğunu vurgulayan Ekimci, “Petek üzerinden ağaçtan yapılmış çubuk ve kaşıkların yardımıyla miligram miktarlarında tek tek toplanarak kaplara doldurulur. Toplama işleminden sonra derhal derin dondurucular konur çünkü arı sütü açıkta durmaz, bozulur. Arı sütünü toplama işi sabırlı bir iştir. Günü birlik toplanıp muhafaza edilir.

Altından daha kıymetli ve değerlidir. Fiyatı 2-3 bin lira arasında değişir. Çünkü toplaması ve koruması zordur. Tez zamanda bozulur. Kıvamı boza şeklindedir ve bahar mevsiminin sonuna doğru olur. Şu anda arılarımız yatıyordur. Mayıs-Haziran ayları arasında üretim başlar” dedi.

“Kraliçe arının ömrü arı sütü sayesinde uzuyor”

Kovandaki ana arının ömrünün işçi arılara oranla daha uzun olmasının sebebinin arı sütü olduğunu belirten Hüseyin Ekimci, “Arı sütünün arıların ömrünü uzattığını biliyoruz. Normalde işçi arıların ömürleri 25-30 gündür. Kraliçe arının ömrü ise 5-6 yıl civarındadır. Kraliçe arının arı sütünün etkisiyle daha uzun yaşadığını ve bu sayede kovanda görev yaptığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Eskişehirliler Bu Sene Kaliteli Bal Yiyecek

Arıcılık üzerine danışmanlık yapan Hüseyin Ekimci, bu yıl baharın güzel gittiğinden dolayı kaliteli balın elde edileceğini söyledi.
Hava sıcaklıklarının artmasının ardından özellikle arıcılık işiyle uğraşan üreticilerde faaliyete geçti. Bu yıl arıcılık yapmak isteyen vatandaşlar ise arıcılık malzemesi satılan dükkanlara akın ediyor. Yeni bir iş kapısı içinde bakılan arıcılık, çok uygun fiyatlarla kurulabiliyor. Bu yılki bal yapım süreci hakkında bilgiler vere arıcılık danışmanı Hüseyin Ekimci, bahar ayının meslek arıcılık açısından güzel geçtiğini söyledi.
Hava sıcaklıklarının artması sonucunda arıcılığın hızlandığını ifade eden Ekimci, “Yeni arıcılar çoğaldı, talep iyi. Bu sene de arıların oğul verme yılı. Bal çok güzel akıyor. Eskişehir’in kaliteli balı vardır. Şuanda arıcılık süper bir noktada. Yeni başlayacaklar, önce güvendiği bir yerden arı alması lazım. Arılar aldığı kişinin himayesinde malzemeleri tamamlayarak kendisi takip edecek. Arıcılık çok güzel bir hobi ve ev geçindirilebilecek ekstra bir iştir. Bir kovan arının aşağı yukarı maliyeti 500 liradır. Eskişehir bu sene süper bal yiyecek. Şuanda gidişat onu gösteriyor. Bal akımı çok güzel. Fiyatlar aynı kalır. Arılar şuan petek kabartıyor. Petek kabarıyorsa bal geliyordur. Arıcılık Mayıs ayının başında başladı. Eskişehir yöresi soğuk olduğu için Hazirandan sonra bal akımı alır. Eğer ılık rüzgarlar vurursa tamamen bal akımı durur ve arıya bakma gereği duyulur ama bu sene böyle gözükmüyor. Önemli olan peteğin kabarmasıdır” dedi.

Eskişehir’de arıcılık yeniden gözünü hayata açıyor

Haber Kaynağı: Manşet Gazetesi
ARIKÖY’den bal evine, Apiterapi Merkezi’nden yeniden doğacak olan arıcılık mesleğine kadar Eskişehir’i bekleyenler, Eskişehir’in “olmayanları” sizler için hazırladığımız araştırma haberimizin detaylarında.

BAL ÜRETİMİ 102 BİN TONA ULAŞTI
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, arıcılığa çok uygun floralara sahip olan Türkiye’de bal üretimin hızla arttığını, bir bir eşikleri geçtiğine dikkati çekti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 1994 yılında 54 bin 908 ton olan bal üretiminin, 2014 yılına kadar yüzde 86,7 artışla 102 bin 486 tona yükseldiğini belirten Bayraktar, 1994-2014 döneminde kovan sayısının da yüzde 86,5 artışla 3 milyon 786 bin 588 kovandan 7 milyon 60 bin 973 kovana çıktığını vurguladı. 2014’de kovanların yüzde 97,3’nün yeni, yüzde 2,7’sinin eski tip olduğunu bildiren Bayraktar, eski tip kovan sayısının 193 bin 442, yeni tip kovan sayısının 6 milyon 867 bin 531’e ulaştığını belirtti.

NELER YAPILMALI?
 “Üreticilerin arıcılıktaki girdi maliyetleri ve pazarlamadaki zorluklar yüzünden ürettikleri balı değeri fiyattan satamadıklarının altını çizen Bayraktar, şunları kaydetti:“Arıcılıkta ihracatın artırılması için, girdi maliyetleri azaltılmalı, standart üretim yapılmalı, üretim kontrol edilmeli, yapılan üretimin ne olduğu, içeriği, kalıntı maddelerin olmadığı belirtilmeli, standartlara uygun ambalajlama yapılmalıdır  Polen, arı sütü, arı zehiri gibi diğer arıcılık ürünleri ise talep olmadığı için arıcılarımız tarafından yeterince üretilmemektedir. Bu nedenle diğer ürünler için pazarlar araştırmalı, sadece bal üretimiyle sınırlı kalınmamalıdır. Baldaki kaçakçılık önlenmelidir. Yine bal üreticilerimizin sahte bal üreticilerine karşı korunması şarttır. Sektörün daha fazla desteklenmesi gerekir. Arıcılıkta ihracatın artırılması için, girdi maliyetleri azaltılmalı, standart üretim yapılmalı, üretim kontrol edilmeli, yapılan üretimin ne olduğu, içeriği, kalıntı maddelerin olmadığı belirtilmeli, standartlara uygun ambalajlama yapılmalıdır.”

ESKİŞEHİR TÜRKİYE’NİN ÇOK GERİSİNDE
6 YIL SONRA YÜKSELİŞ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun açıkladığı Hayvansal Üretim İstatistikleri verilerine göre, Eskişehir’de arıcılık 2009-2014 yılları arasında oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Verilere göre 2009 yılında 134 ton bal üretilen Eskişehir 2009-2014 yılları arasındaki en yüksek bal üretimini, yüzde 41’lik bir artış sonrasında 2010 yılında 194 ton bal üretimi ile yakalıyor. Ancak bu yılın sonrasında ise bal üretimi Eskişehir’de bir anda hızla gerilemeye başlıyor. 2011’de Eskişehir’de yaklaşık yüzde 8 oranında düşüşle 179 ton bal üretimi gerçekleştirilirken, 2012 yılında bu sayı karşımıza 159 ton olarak çıkıyor.  2013’ü gelindiğinde yüzde 13’lük düşüş ile bal üretim tonu 134 tona gerilerken, en düşük üretim ise 2014 yılında oluyor. 2014’te yüzde 16’lık bir düşüşle Eskişehir’de üretilen yıllık bal oranı 113 tonda kalıyor. 2009-2014 yılları arasındaki bu tablo 2014’ün Eskişehir’in arıcılıkta ve bal üretiminde en düşük seviyedeki yıl olduğunu da gözler önüne seriyor. Ancak 2015 yılına geldiğimizde Eskişehir’de arıcılık son yılların en yüksek üretim miktarına ulaşarak 2014 yılında 113 ton olan bal üretimi 234 tona yükseldi.
ESKİŞEHİR’İN POTANSİYELİ MEVCUDUN 4 KATI
Eskişehir Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Bünyamin Yiğit, Eskişehir’in arıcılıktaki konumu, tarihi geçmişi ve gelecekteki hedefleri konusunda önemli bilgiler verdi.
TÜİK’in elde ettiği verilerin Eskişehirde bal üretiminin  düşük gibi görünse de bunun böyle olmadığı, arıcılık birliklerine üye olan arıcılarla yapılan anketlerden yola çıkarak elde edildiğini, çoğu üyelerin sorulara çeşitli nedenlerle,  detaylı olarak cevap veremediğini belirten Bünyamin Yiğit bu doğrultuda çıkan sonuçların gerçek ve sağlıklı verileri ortaya koyamayacağını, bunun da Eskişehir’deki gerçek üretim değerlerini düşük düzeyde gösterdiğini kaydetti. Göreve geldikleri  günden bu güne birliğe kayıtlı  üyelere düzenli olarak arıcılık konusunda verilen eğitim ve seminerlerin, üretilen bal miktarında artış getiren en büyük faktör olduğunu ifade etti. Eskişehir’de bal üretiminin ve arıcılık ile ilgilenen üye sayısının bundan sonraki yıllarda hızla artarak süreceğine vurgu yapan Yiğit, Eskişehir’in arı ve bal üretim potansiyelinin mevcuttaki durumdan 4 kat daha fazla olduğunun altını çizdi.
EN KALİTELİ BAL ESKİŞEHİR’DE
Yiğit konuya şu şekilde açıklık getirdi: “ Elimizdeki tüm imkânları aktif şekilde kullanabilirsek, emin olunki şuan ürettiğimiz bal miktarının çok rahat 4 katı fazla oranda bal üretebiliriz. Çünkü bu potansiyelimiz mevcut sadece bunu devreye koymamız gerekiyor. Miktar açısından düşük olabiliriz. Ancak şunu gururla söyleyebilirim ki Türkiye’de katkısız ve kalıntısız, en kaliteli balı Eskişehir üretiyor. Baldan yana çok kaliteli bal üretimi yapılabilecek çok sayıda alanımız ve yaylamız var. Çiçek ağımız da oldukça çeşitli ve geniş. Eskişehir’de arıcılığı meslek olarak yapan kimse yok. Burada arıcılık hobi olarak yapılıyor bu nedenle bal, daha temiz katkısız ve verimli üretiliyor. Bu da kaliteyi getiriyor.”
SAHTE BAL NASIL ANLAŞILIR?
Ballarda artan taklitlere de değinen Yiğit, bir balın gerçek mi yoksa yapay mı olduğunu ancak laboratuar ortamındaki inceleme ile ayırt edilebileceğini ifade etti. Glikoz şurubundan yapılan bal ile gerçek bal tadına bakarak anlaşılamayacağına dikkat çeken Yiğit, şunları söyledi: “ Hakiki bal, bir süre sonra kristalleşir ve matlaşarak akışkanlığını yitirir. Birçok insan bu balı bozuk zannederek tüketmiyor ya da sahte sanıyor. Oysa değil. Bir bal çok uzun süre kristalleşmeden kavanozda aynı şekilde duruyorsa o balda katkı maddesi vardır. Kristalleşen balı sıcak suda beklettiğinizde çözünür ve eski akışkan haline döner. Ancak şekerden ve diğer maddelerden elde edilen balda, o çözülme sonrasında şeker kristalleri dibe çöker, ayrışır. İşlemden geçen bal, yarar değil insan sağlığına zarar verir.”
İLK HEDEF BAL EVİ

Eskişehir Arı Yetiştiricileri Birliği olarak ilk hedeflerinin Eskişehir’de “Bal Evi” açmak olduğunu söyleyen Yiğit, burası sayesinde Eskişehirlilerin hem gerçek, kaliteli ve güvenilir bala ulaşma sansı elde edeceğini, hem de şu ana kadar Eskişehir’de bulunmayan bal çeşitleriyle de tanışacaklarını belirtti. Yiğit, “ Çalışmalarımıza başladık. İktisadi işletme olarak kendi ürettiğimiz ürünleri  bal evinde satışa sunacağız. Markamızı da tescil ettirdik.  Diğer birlikler tarafından üretilen Eskişehir’de olmayan mesela kestane balı,  keçiboynuzu,  narenciye balı gibi balları Eskişehir’e getirerek burada halkımıza sunacağız. Kendimizin yemediği ve güvenmediği balları biz halkımıza da yedirmeyeceğiz.”
KOLLEKTİF ÇALIŞMAK ŞART
Eskişehir’de arıcılık alanında ilerlemek ve daha üst seviyelere ulaşmak için belediyeler, üniversiteler ve diğer kurumlarla ortak kolektif şekilde çalışmalar yapılmasının şart olduğuna dikkat çeken Yiğit, Anadolu ve Osmangazi Üniversitelerinde arıcılık üzerine çalışma yürüten tek bir ismin olmamasının da Eskişehir ile ilgili çok büyük bir eksiklik olduğunu söyledi. Arıcılık alanında herhangi bilimsel ve teorik olarak çalışma yapmak istediklerinde bu işle ilgilenen akedemisyenlerin olmadığını belirten Yiğit, “ Ancak bu eksiklikler giderilirse daha yüksek çıtalara çıkarırız arıcılığı” dedi.
ARIKÖY PROJESİ
Odunpazarı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü ve Eskişehir Arı Yetiştiricileri Birliği ortaklığında hayata geçirilmesi düşünülen ve dünyada bir ilk olacak olan Arıköy Projesi’ni de değerlendiren Yiğit, proje ile ilgili Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Odunpazarı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürü R. Burak Özen’in büyük imkân ve destekler sağladığının altını çizdi.  Yiğit, “Söz konusu proje ile Odunpazarı İlçesi Akpınar Mahallesinde yer alan mülkiyeti Odunpazarı Belediyesi’ne ait 35 dekar vadi üzerinde kurulacak olan “ARIKÖY” de Birliğimize üye olan arıcılarımıza Anaarı yetiştirme, Arı sütü üretimi gibi çeşitli meslek içi kursların verileceği 350 metrekarelik bir eğitim binası, Binanın yanında uygulamalı eğitim verebilmek için eğitim kovanları bulunan uygulamalı eğitim alanı, 5 dekar alan üzerine kurulu çiçek deneme alanları, her biri 40’ar metrekarelik 160 parselden oluşmuş arıcılık alanları ve Apiterapi merkezi yer alacak” dedi. Proje ile birlikte amaçlanan bir diğer şeyin, Eskişehir’e arıcılığı meslek olarak yapacak kişileri kazandırmak olduğunu kaydeden Yiğit, son olarak Eskişehir’de hali hazırda ortalama 25 bin kovan olduğunu, 100 bin kovan potansiyeli olan Eskişehir’de bu oranı da yükselteceklerini belirtti.

ORMANLAR ARILARI VE ARICILARI BEKLİYOR
Türkiye genelinde olduğu gibi Eskişehir’de de ormanlık alanlar tamamen ücretsiz olarak arıcıların hizmetine açıldı.
Bal üretimini artırmak ve organik sağlıklı bal elde etmek için bin bir çeşit çiçeği içinde barındıran ormanlara kovan koymak serbest ve ücretsiz hale getirildi. Binlerce yıldır insanlığın beslenmesinde tartışmasız önemi olan balın büyük bir kısmı ormanlık alanlardan elde ediliyor. İsteyen çam balını, isteyen çiçek balını tercih etsin, ilaçlı tarımdan ve sanayiden uzak ormanlık alanlar arılar için en elverişli yerler. Ormanların içinde oluşturulan bal ormanlarına ise arıların sevdiği çiçekleri açan ağaç türleri dikiliyor. Yalancı akasya, söğüt, akçaağaç, badem, ahlât, sofora, iğde, ıhlamur, mahlep gibi ağaç türleri ile korunga, deve dikeni, karaçalı, kekik, geven bal verimi için önemli otsu bitkiler. Bal üretiminde dünya 2. si olan Ülkemizde, üretilen çam balının tamamı, çiçek balının da yarısı ormanlık alanlardaki ağaç ve bitkilerden elde ediliyor. Bu konuya özel önem veren Orman Genel Müdürlüğü Türkiye genelinde 200’ün üzeninde Bal Üretim Ormanı oluşturdu. Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü ’de kendi sınırları içinde bulunan Eskişehir İlinde 6 adet (İdrisyayla, Cumhuriyet, Danışment, Dağcı, Özdenk, Akkaya), Afyonkarahisar İlinde 7 adet ( Ağzıkara, Bayat, Taşoluk,Çayırbağ, Kırka, Değirmenayvalı, Dort deresi) Bal Üretim Ormanı tesis etti.

ARIKÖY PROJESİ DETAY
Odunpazarı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü ve Eskişehir Arı Yetiştiricileri Birliği ortaklığında hayata geçirilmesi düşünülen ve dünyada bir ilk olacak olan Arıköy Projesi tanıtım toplantısında proje detaylarını aktaran Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, ‘Örnek Çiftçi Odunpazarı Belediyesi’ sloganına vurgu yaptı. Tarımın her alanında çiftçi ve üreticilere rol model olacak, her türlü desteği verecek bir belediyecilik anlayışını anlatan Başkan Kurt, tarımın vazgeçilmez öğesi olan arıcılık konusunda ARIKÖY’ün merakla beklenen bir proje olduğunu dile getirdi.
Başkan Kurt, “Eskişehir İli Arı Yetiştiricileri Birliği ve Odunpazarı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğünün ortak yürüttüğü bir proje olan “ARIKÖY” de 160 amatör arıcıya teorik ve pratik eğitimin yanı sıra 40’ar metrekareden oluşan parsellerde arıcılık yapma imkânı sunulacak. Vadi içerisinde oluşturulacak Bal Ormanları’nda 1600 kovana kadar arı beslenebilecek” dedi.

  • Toplam 35.000 metrekare üzerine kurulacak  11.000 metrekaresini arıcılığa yeni başlayan veya başlayacak olan kişiler için tahsis edilecek.
  • Petek şeklinde 250 metrekare kapalı alanda, sağ ve solunda olmak üzere yine iki ayrı altıgen şeklinde bina inşa edilecek. Uygulamalı Eğitim Merkezi  olarak İnşa edilecek, olan bu bina içerisinde; Çok amaçlı salon, İdari kısımlar, mutfak, Kek hazırlama, Depo, Bay Bayan Tuvaletleri bulunacak.
  • Arıköy Projesinin oturum alanı 35.000 metrekare olup içerisinden doğal içilebilir kaynak suyu bulunmaktadır. Bu doğal kaynak suyu,  yay çizerek arazimizi üç parçaya bölmektedir. Arazideki parçaları birbirine bağlamak için köprüler yapılacak, Apiterapi  Merkezi de üçüncü parçaya Eğitim alanından ve hobi bahçelerinden uzak bir alanda Ahşap malzemeden yapılacaktır.

 

Kore Tarzı Tavuk Kanatları

  • 4 Kişilik
  • Hazırlık zamanı  10 Dakika
  • Pişirme süresi  40 Dakika
  • İçindekiler

  • 150 gr biber ezmesi veya biber sosu
  • 4 diş sarmısak, ince rendelenmiş
  • Topuz zencefil, soyulmuş ve ince rendelenmiş
  • 4 çorba kaşık bal
  • 1 yemek kaşığı susam yağı
  • 1 yemek kaşığı soya sosu
  • 1kg tavuk kanatları
  • Susam 2 çay kaşığı

 

Pişirme talimatları

  1. Fırını 200 veya 180 derece ısıtın.
  2. Büyük bir kapta biber salçası, sarımsak, zencefil, bal, susam yağı ve soya sosu birlikte karıştırın.
  3. Kanatları ekleyin ve iyi sarmak için marine ile atın. İsterseniz marine etmeye bırakın veya hemen pişirin.
  4. Kanatları fırın kağıdıyla kaplanmış bir fırın tepsisine yerleştirin ve fırında 35 dakika pişirin, sonra susam serpin ve fırına 5 dakika daha geri dönün. Kanatlar yapışkan ve derin kırmızı olmalıdır. Kanatların alınabilmesi için hizmet etmeden önce biraz soğumaya bırakın!

( Alıntıdır )

Arı Hastalıkları

Arı Hastalıkları ve Sınıflandırılması

 

Arının gelişme dönemi pek çok hastalık etmeni ve zararlı için uygun ortam oluşturduğundan arılarda çok sayıda hastalık ve zararlı görülmektedir. Bununla birlikte, dünyadaki hızlı ulaşım, kıtalar ve ülkelerarası arı, arı ürünleri ve arıcılık malzemeleri ticareti arı hastalıklarının kısa sürede tüm ülkelere yayılmasına neden olmaktadır.

 

Benzer şekilde, gezginci arıcılık da hastalık ve zararlıların ülke içindeki hızlı yayılışında önemli bir etkendir. Arı hastalıkları genellikle ilkbahar aylarında görülür. Bunun başlıca nedeni ilkbahar aylarında özellikle yavru yetiştirme faaliyetinin büyük hız kazanmış olması ve beklenmeyen soğuk ve yağışlı havalardır. Bu nedenle bu kritik dönemde arıların özellikle yavru hastalıklarına karşı korunması için, koloni kontrollerinde koloninin üşütülmemesine özen gösterilmelidir

 

Arı hastalıkları, hastalığı oluşturan etmene göre; bakteriyel (Amerikan ve Avrupa Yavru Çürüklüğü, Septisemi), fungal (Kireç ve Taş hastalığı), viral (Kronik ve Akut Arı Felci), paraziter (Varroa jacobsoni ve Acarapis voodi) ve Protozoan (Nosema ve Amoeba) ya da hastalığın oluştuğu konukçuya göre; Ergin ve Yavru Arı Hastalıkları olarak sınıflandırılabilir. Pek çok patojen arıların gerek gelişme gerekse yetişkin dönemlerinde hastalık oluşturabilir. Ancak bu patojenlerin hepsi aynı derecede tehlikeli değildir. Amerikan yavru çürüklüğü ve varroa gibi çok tehlikeli ve hızlı yayılıcı bazı arı hastalık ve zararlılarının kontrolünde “Ulusal Kontrol Programları”na ihtiyaç duyulur. Halihazırda ülkemizde mevcut olup ve ülkemiz arıcılığı için önemli bulunan bazı arı hastalık ve zararlıları aşağıda verilmiştir.

 

1. Yavru Hastalıkları

 

  1. a) Amerikan Yavru Çürüklüğü

 

Ülkemizde ihbarı zorunlu yavru hastalıklarından olan bu hastalığın etmeni Paenibacillus larvae adlı bir bakteridir. Değişik çevre şartlarında uzun bir yaşam süresi olan sporları besleme görevi yapan bakıcı arılar tarafından larvaya bulaştırılır. Hastalığın yayılmasını sağlayan sporlar kovanın herhangi bir yerinde, peteklerde, bal ve balmumunda veya herhangi bir ortamda 35-60 yıl canlı kalıp bu süre sonunda bile hastalık oluşturabilirler. Bu nedenle bu hastalığa karşı gerekli hassasiyetin gösterilmesi ülkemiz arıcılığının geleceği yönünden hayati önem taşımaktadır.

Resim 1. Hastalık şüphesi olmayan sağlıklı kapalı yavru

 

 

Amerikan yavru çürüklüğü görüldüğünde veya şüpheli durumlarda Tarım ve Köyişleri Bakanlığının İl ve İlçe Müdürlüklerine veya Ankara Etlik ve İzmir Bornova’da bulunan Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitülerine ya da Ek.1’de adresleri verilen arıcılık konusunda uzmanlaşmış kurumlardan birine başvurularak teknik yardım istenmelidir. Ayrıca, bu hastalığın ihbar edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Hastalıklı kolonilerin nakilleri de yasaktır. Arıcı her şeyden önce kendi geleceği için bu kurallara uymalıdır.

 

Hastalığın Belirtileri

 

Yavrulu petekler incelendiğinde öncelikle düzensiz yavru görünümü dikkat çeker. Kapalı yavrulu hücreler arasına dağılmış düzensiz açık yavru ya da boş hücreler gözlenebilir. Dışbükey görünümünde olması gereken kapalı yavru hücreleri içe çökmüş, çukurumsu görüntü sergiler ve üzerleri deliktir. Hastalıklı yavru beyazdan sarıya daha sonra da kahverengine dönüşür, bir çöple dışa çekildiğinde iplik şeklinde uzar ve tutkal gibi kokar. Çürüyerek ölmüş yavrunun kalıntısı hücre yan duvarı ve tabanına yapıştığından arılarca temizlenmesi zordur.

 

Mücadelesi

 

Bu hastalıkla en kesin ve en etkili mücadele yöntemi, hastalıklı kolonilerin tümüyle yakılarak yok edilmesidir. Böylece, hastalığın diğer kolonilere bulaşması önlenmiş olur. Bazı ülkelerde hastalıklı kolonilerin yakılması yasal bir zorunluluktur. Bakteri sporları antibiyotiklerle öldürülemediği için hastalıkla mücadelede antibiyotik uygulamasının fazla bir yararı olmaz. Antibiyotik uygulaması hastalığı baskı altına alabilir ancak uygulamadan vazgeçildiği anda hastalık tekrar görülür. Daha önemlisi, bu tür koloniler arılıktaki diğer sağlıklı koloniler ve bölge için sürekli hastalık kaynağı olurlar. Arıları ve petekleri yakılmış koloninin, boş kovanı ve kovan kapağı pürümüzle en ince detaylarına kadar yakılıp 40 lt suya 400 gr sodyum hidroksit katılarak elde edilen sıvı ile yıkandıktan sonra tekrar kullanılabilir. Diğer alet ve ekipmanlar da bu sıvı ile yıkanmalıdır.

 

Hastalıktan uzak kalmak için arı satın almalarda ve temel petek kullanımında dikkatli olunmalıdır. Temel petek kullanırken temel peteğin hiçbir zaman hastalık geçirmemiş kolonilerden elde edilmiş balmumundan üretilmiş olmasına özen gösterilmelidir. Temel petek mutlaka sterilize edilmiş balmumundan üretilmiş olmalıdır. Hükümlerine uyulması zorunlu olan “Arıcılık Yönetmeliği”ne göre de temel petek yapımında kullanılacak balmumu 110 oC’da 12 saat süre ile sterilize edilmelidir.

Resim 2. Amerikan yavru çürüklüğünün tipik görüntüsü, çökük ve delikli kapalı yavru hücreleri

Resim 3. Amerikan yavru çürüklüğünün çöp testi, kalıntının iplik gibi uzaması

 

  1. b) Avrupa Yavru Çürüklüğü

 

Dünyada en yaygın görülen hastalıklardan biridir. Hastalığın etmeni en son yapılan sınıflandırmaya göre Melisococcus pluton adında bir bakteridir. Hastalıkta diğer bazı (sekonder) bakteri türleri de görülür ancak bunlar doğrudan hastalık oluşturmazlar fakat ölü larvanın kokusu ve kıvamı üzerinde etkili olurlar.

 

Resim 4. Hastalık şüphesi olan bir petek görüntüsü

 

Hastalığın Belirtisi

 

Hastalığın kendine özgü kokmuş et ya da balık kokusunu andıran kokusu kovan açıldığında algılanabilir. Açık yavru döneminde ölmüş larvalar koyu kahverengi ve siyaha yakın renktedir ve larvadaki renk değişimi önemli bir belirtidir. Hastalığın çok şiddetli seyrettiği durumlarda kapalı yavru gözlerinde de görülebilir. Ölmüş larva bir çöple çekildiğinde Amerikan yavru çürüklüğünde görülen ipliksi uzama görülmez, kolayca petek hücresinden çıkartılabilir. Genellikle, Amerikan yavru çürüklüğü kapalı yavrularda görülürken Avrupa yavru çürüklüğü açık yavrularda görülür.

 

Mücadelesi

 

Amerikan yavru çürüklüğündeki uygulamanın aksine şiddetli durumlar hariç, bu hastalıkta arıların ve yavru peteklerin imhasına gerek yoktur. Koloninin ana arısı bir süre kovan içerisinde kafeslenerek yumurta atması engellenir. Oxytetracycline, erythromycin veya diğer antibiyotik uygulamaları ile tedavi edilebilir. Ancak, antibiyotik kullanımı konusunda mutlak surette bir uzmanın görüş ve önerileri alınmalıdır. Çünkü antibiyotikler belli aralıklarla, belli dozlarda ve belli bir süre için kullanılması gereken maddelerdir. Aksi halde arı kolonisine, aile bütçesine ve balın kalitesine zarar verilir. Antibiyotik verilen kovanın balı uzun bir süre tüketilmemelidir. Örneğin bu sürenin oxytetracycline grubu için en az 8 hafta olmasına karşın diğer antibiyotik grupları için 1 yıla kadar çıkabilir.

 

Arılıkta kullanılan ekipman ve hastalıklı kolonilerin boş kovanları 50 lt suya 1 kg soda veya 1/1’lik amonyum klorid eriyiği ile dezenfekte edilmelidir.

Resim 5. Avrupa yavru çürüklüğünde hastalıklı açık yavrudaki renk değişimi

 

Yavru Çürüklüğü Hastalıklarından Korunma

 

Gerek Amerikan yavru çürüklüğü gerekse Avrupa yavru çürüklüğü hastalıklarından korunmak için;

 

* Arılık her zaman temiz ve düzenli olmalıdır.

* Arı ve ana arı satın alırken alımlar, sağlık belgesi veren ve güvenilir kurumlardan yapılmalıdır.

* İkinci el alet-ekipman alındığında bunlar dezenfekte ve sterilize edilmelidir.

* Amerikan yavru çürüklüğü hastalığının bulaşmasını ve yayılmasını sağlayan bakteri sporları bal içinde yıllarca yaşayabildiğinden arılar kaynağı belli olmayan ya da hastalık geçirmiş arılıklardan elde edilen ballarla beslenmemelidir.

* Kaynağı belli olmayan oğullar arılığa alınmamalıdır.

* Arılıkta yağmacılığa meydan verilmemelidir. Kovanların yerleşme düzeni arıların yanlış kovanlara girmelerini önleyecek şekilde olmalıdır. Bunun için kovanların uçuş delikleri farklı yönlere bakmalı ve kovanlar arası mesafe 1-2 m’den az olmamalıdır. Mümkünse bu mesafe artırılmalıdır.

* Koloniler arasında petek alış-verişi yapılırken dikkatli davranılmalıdır.

* Mümkün olduğunca eski petek kullanmaktan kaçınılmalıdır.

* Koloniler nektar ve polen kaynağı yönünden zengin bölgelerde tutulmalı, hastalık riski bulunan yerlere arı götürülmemelidir.

* Koloniler sürekli kontrol edilmeli, hastalığın yayılmasını önleyen en etkili yolun erken teşhis olduğu unutulmamalıdır.

 

  1. c) Kireç Hastalığı

 

Etmeni Ascosphaera apis adlı bir fungus (mantar) olan yavru hastalığıdır. Hastalıklı larvalar mumyalaşmış olup siyahımsı, gri veya beyaz renktedirler. Hastalığın ilk dönemlerinde beyazlaşmış larvalar iki parmak arasında ezilebildiği halde ileri dönemde pirinç tanesi gibi sertleşerek arılar tarafından kovan önüne ve uçuş tahtası üzerine atılırlar.

 

Hastalığın etmeni olan sporlar toprak altında ve değişik ortamlarda 15 yıl etkinliğini sürdürebildiğinden ve rüzgarla sürüklenebildiğinden bu hastalıkla daha çok kültürel önlemlerle mücadele edilerek başarılı sonuçlar alınabilir.

 

Hastalığa neden olan fungus, yeterli havalandırmanın olmayışı sonucu kovanda biriken CO2 ve nemli ortamda gelişir. Bu nedenle kovanlar sehpalar üzerine yerleştirilerek havalandırma sağlanmalı ve nemden korunmalıdır. Kireç hastalığına karşı alınabilecek bir başka önlem, hastalığa yakalanan kolonilerin ana arılarının hastalığa yakalanmayan kolonilerden üretilen yeni ana arılarla değiştirilmesidir.

 

Zayıf koloniler hastalığa daha hassastırlar. Bunun için güçlü kolonilerle çalışmak en iyi kültürel yöntemdir. Kolonilerin beslenmesi ve arılara doğal nektar kaynağı sağlanması da bu hastalığa karşı etkin bir mücadele yöntemidir. Kolonide stres oluşturan açlık, üşütme ve rahatsız etme gibi durumlar yanında bölme yaparak koloni işçi arı varlığının azaltılması, gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanarak larvanın sindirim sistemindeki faydalı floranın tahrip edilmesi kireç hastalığının ortaya çıkmasına veya şiddetinin artmasına neden olan uygulamalardır. Bu uygulamalardan kaçınmak, güçlü koloniler ve genç ana arılarla çalışmak alınabilecek en iyi koruma tedbirleridir.

 

Kireç hastalığının tedavisinde koloni şartlarında uygulanan ilaçlı mücadele denemelerinden bugüne kadar tatmin edici olumlu sonuçlar alınamamıştır.

Resim 6. Kireç hastalığında mumyalaşmış larvalar

 

2. Ergin Arı Hastalıkları

 

  1. a) Nosema

 

Nosema apis adı verilen tek hücreli bir mikroorganizmanın neden olduğu, oldukça tehlikeli sayılan ergin arı hastalığıdır. Hastalığa yakalanmış kolonilerde davranış değişimi ve hızlı yaşlanma görülür. Hastalığın kesin olarak tanınması için hasta arı midesinin makroskobik veya mikroskobik incelenmesi gerekir.

 

Normalde saman rengi olan sağlam arı midesi hasta arıda katı, kirli ve beyaz renktedir. Hastalık yıl içerisinde çeşitli zamanlarda görülebilmekle beraber en yüksek düzeyde ilkbaharda, ikinci derecede ise sonbaharda ortaya çıkar.

 

Nosemaya yakalanmış kolonilerde; çerçevelerin, peteklerin, kovan kapağı ve uçuş tahtası üzerinde turuncu ve beyaz renkte arı pisliği görülür. Hastalığın yayılması besin yoluyla olur. Hasta arılar bakıcılık gücünü kaybederler, uçamazlar ve kovan etrafında sürünürler.

 

Nosema hastalığının önlenmesi ve tedavisinde fumagillin uygulaması yapılır. İlaç ilkbahar ve sonbaharda şerbetle birlikte verilir. Özellikle sonbaharda şurupla birlikte verilen fumagillin iyi bir tedbirdir. Kolonilerin polen dışında polen yerine geçen kek karışımları ve kış aylarında salgı ballarıyla beslenmesi hastalığa sebep olabilen uygulamalardır. Hastalık daha çok besleme hataları sonucu ortaya çıkar. Bu hastalıkla ilişkili olarak, arıların bal ve polen dışında herhangi bir maddeye ihtiyaç duymadıkları unutulmamalıdır.

 

  1. Paraziter Hastalıklar

 

  1. a) Varroa

 

Bu hastalık, Varroa jacobsoni adlı bir dış parazitin sebep olduğu, hem yetişkin arıda hem de yavruda zarar oluşturan, çok hızlı gelişmesi ile tüm dünya üzerine yayılan ve mücadele edilmediği taktirde kolonilerin sönmesine neden olan tehlikeli paraziter bir hastalıktır.

 

Varroanın dişisi oval görünümde ve koyu kahve renktedir. Vücut uzunluğu 1.1-1.3 mm, eni ise 1.5-1.7 mm arasında değişmektedir. Vücudun alt kenarı 4 çift bacak ile çevrilidir. Ağız yapısı sokucu ve emicidir. Gerek ergin gerekse larva ve pupa döneminde arının kanını emerek beslenir. Bu nedenle arıya her dönemde zarar verir. Erkek varroa, sarı-gri renkte yuvarlak görünümlü, dişi varroaya oranla daha yumuşak bir kitin ile kaplıdır. Erkek varroalar dişi ile çiftleşme sonrası öldüklerinden yetişkin arı üzerinde görülmezler.

 

Varroanın kolonilerde üremesi ilkbahar kuluçka faaliyetiyle birlikte başlar. Sonbaharda bu faaliyetin sona ermesine kadar sürer. Kışı yalnızca ergin dişiler geçirir. Varroanın üreme ve gelişmesi kapalı yavru gözlerinde gerçekleşir. Ergin dişiler yavru gözlerinin kapanmasından hemen önce bu gözlere girerek iki gün sonra yumurta bırakmaya başlarlar. İlk 24 saatte yumurtalardan 6 bacaklı larvalar çıkar ve tüm gelişim erkeklerde 6-7 günde, dişilerde ise 8-10 günde tamamlanmaktadır. Gelişimini tamamlayan varroalar kapalı yavru gözü içinde çiftleşirler. Çiftleşmeden hemen sonra erkek ölür. Dişiler ise beslenmeyi sürdürerek arıların gözden çıkması ile birlikte gözü terk ederler.

 

Ergin dişi varroalar kışın 5-6 ay yazın ise 2-3 ay yaşarlar. Ergin dişi varroanın yavru gözüne 5 ve daha fazla yavru bırakması durumunda arı gelişmesini tamamlayamaz ve siyahımsı-gri renkte kanatsız olarak çıkar. Ancak bir görüşe göre kanatsızlığın doğrudan varroaya bağlı olmadığı parazitin varlığında etkisini gösterebilen bir virüse bağlı olduğu belirtilmektedir. Varroa parazitinin gerek larva ve pupa gerekse ergin dönemde arının kanını emerek gelişme ve çalışma aktivitesini zayıf düşürmesi başka hastalıkların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

 

Mücadelesi

 

Kimyasal Mücadele

 

Varroanın dünyada ve ülkemizde ilk görüldüğü yıllarda mücadele için uygun olan veya olmayan bir çok ilaç varroa mücadelesinde kullanılmıştır. Günümüzde varroa mücadelesi için piyasada 20 civarında ruhsatlı ilaç bulunmasına rağmen bazı arıcılar ruhsatsız ilaç ve karışımlar kullanabilmektedir. Varroa mücadelesi için ruhsatlandırılmamış hiçbir ilaç hiçbir zaman; ruhsatlı olanlar da kullanılma dönemleri dışında özellikle de bal üretim dönemlerinde kullanılmamalıdır. Aksi halde, bu ilaçların bal ve balmumundaki kalıntıları insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecektir.

 

Varroa mücadelesinde bir başka önemli nokta mücadele dönemidir. Erken ilkbaharda kolonilerde kapalı yavrunun olmadığı veya en az olduğu, sonbaharda ise kapalı yavrunun sona erdiği son bal hasadından sonraki dönem en etkin mücadele dönemidir. Varroa mücadelesinde altın kural; mücadelenin uygun zamanda, uygun ilaçla uygun dozda yapılmasıdır. Bahsedildiği üzere varroa ile en iyi mücadele zamanı erken ilkbahar ile geç sonbahardır. Kapalı yavru dönemindeki kimyasal mücadeleden olumlu sonuç almak mümkün değildir. Çünkü hiçbir ilaç kapalı yavru içindeki varroalara ulaşamamakta ve öldürememektedir.

Resim 7. Varroa parazitinden dolayı ölmüş yetişkin arı

Resim 8. Arı pupası üzerinde yetişkin dişi varroalar

 

Fiziksel Mücadele

 

Bilindiği gibi dişi varroalar ilkbahar döneminde yumurta atmak için erkek arı gözlerini tercih ederler. Bu dönemde kolonilere üzerinde erkek arı gözü bulunan petekler verilerek dişi varroaların erkek arı gözlerinde toplanması sağlanır. Bu gözler kapandıktan sonra kovandan çıkartılarak imha edilir. Böylece dişi varroanın bu dönemde attığı yumurtalar ve kendisi erkek arı pupaları ile birlikte yok edilmiş olur. Bu dönemde koloniye yarısı kesilmiş petekli çerçeve verildiğinde, arılar peteğin alt kısmına erkek arı gözlü yeni petek örerek tamamlarlar. Varroalar erkek arı gözlerinde çoğalmayı tercih ettiklerinden gözlerin kapanmasından hemen önce bu gözlere girerler. Bu gözlerin kapanmasından sonra erkek arı gözlü petek kesilerek imha edilir. Bu yöntemle kolonideki varroa miktarını azaltmak mümkündür. Ancak aynı zamanda işçi arı gözlerinde de çoğalan varroalar etkinliğini sürdürür.

 

Bir başka mücadele yöntemi, nektar akımı döneminde işçi arı gözleri içerisine bırakılan varroa yumurtalarını yok etmeye yönelik çalışmadır. Bu yöntemde, koloninin ana arısı ana arı ızgarası kullanılarak bir çerçeveye hapsedilir ve böylelikle bütün varroa yumurtalarının bir petekte toplanması sağlanır. Bu petek kapalı yavru döneminde kovandan çıkartılarak imha edildiğinde kovandaki varroa yumurtalarının tamamı yok edilmiş olur. Bu yöntemin dezavantajı her dönemde uygulanamaması ve koloni gelişimini kısmen engellemesidir.

 

B- Arı Zararlıları

 

a) Petek Güvesi

 

Büyük Petek Güvesi (Galleria mellonella) ve Küçük Petek Güvesi (Achroia grisella) olmak üzere iki türü vardır. Büyük petek güvesi daha zararlıdır. Petek güvesi özellikle sahil şeridindeki arılıklarda daha sık görülür ve ciddi tahribatlar oluşturur. Güvenin larvası zayıf kolonilerin peteklerinde ve balı süzülmüş peteklerin saklanması sırasında, peteklerdeki balmumu ve polenle beslenerek petekleri tahrip eder. Koloni güçlü olduğu ve tüm petekler arılarla sarılı olduğu sürece koloni içinde zarar veremez. Bu yönüyle koloni içinde bulunan peteklerin tümünün arılarla sarılmış olması güvenin çoğalmasını önler. Güve sorunu ve tahribatı daha çok balı süzülmüş peteklerin saklanması sırasında görülür.

Resim 9. Petek güvesi ve zararı

 

Balı süzülmüş peteklerin korunmasında fiziksel, kimyasal ve biyolojik metotlar kullanılabilir. Peteklerin 10 oC’nin altında örneğin soğuk hava depolarında saklanması peteklerde bulunan güve yumurtalarının açılımını ve larva gelişimini engeller. Peteklerin 12 oC’da 3 saat veya 15 oC’da 2 saat bekletilmesi petekte bulunan yumurta da dahil olmak üzere bütün gelişme dönemlerindeki güveyi öldürür. Kimyasal mücadele olarak peteklerin saklandığı muhafazalı odalarda 1 m3 hacim için 50 g toz kükürt yakılarak peteklerde bulunan güve larvaları, pupaları ve yetişkinleri öldürülebilir. Bu uygulamada güve yumurtaları ölmediği için uygulamanın sıcaklığa bağlı olarak tekrarlanması gereklidir. Kimyasal mücadele olarak arıcılar arasında sıkça görülen naftalin kullanılmamalıdır. Kanserojen ve petrol ürünü olan naftalin bal ve balmumunda kalıntı bırakmaktadır. Biyolojik mücadele olarak uygulanan Bacillus thuringiensis’in temel peteklere katılması dış ülkelerde uygulanmakta olup ülkemizde bu uygulama henüz yapılmamaktadır.

Resim 10. Balı süzülmüş peteklerin korunması

b) Eşek Arıları

Resim 11. Vespa orientalis

 

Resim 12. Vespa crabro

 

Ülkemizde Vespa orientalis ve Vespa crabro adlı türleri oldukça yaygındır. Yavru yetiştirme dönemlerinde bal arılarını arazide besin toplarken veya kovan uçuş tahtası üzerinden yakalayarak yuvalarına götürürler. Bazı yıllarda arılara ciddi zarar verirler. Eşek arıları ile kesin bir mücadele yöntemi olmamakla birlikte; yuvaların tahrip edilmesi, içine et, balık, ciğer konan tuzaklarla sayılarının azaltılması, kovan giriş deliğinin daraltılması, böcek öldürücü ilaç ve kıymadan yapılacak zehirli yem ile yuvalarındaki yavrularının öldürülmesi faydalı olabilecek bazı uygulamalardır. En iyi yol, eşek arısı sayısının çok arttığı dönemlerde kolonilerin bu bölgeden taşınmasıdır.

TV’DE ESBAL

Esbal Sektörel Haber Merkezi Videosu

Polenin Faydaları Nelerdir ?

Polenin Faydaları

Çok eski tarihlerden günümüze kadar kullanılan polen en eski besin takviyesidir. Osmanlı İmparatorluğunda da performans arttırıcı, güç verici özelliği ile kullanılmakta olduğu bilinmektedir. Polen bilindiği üzere çiçeklerin erkek organ hücresidir.Polen içerisinde insan sağlığına yararı bilinen 22 aminoasit ve 27 madensel tuz, karbonhidrat ve ferment barındırmaktadır. Tüm bunların yanı sıra sodyum, kalsiyum, silisyum, alüminyum ve çinko ile A, B, C,D,E,H ve P vitaminleri de bulunmaktadır.

Polenin Sağlığa Faydaları

Vücuda direnç kazandırır, kas yapısını güçlendirir, performans arttırıcıdır. Özellikle çocukların büyüme çağında ihtiyaç duydukları vitaminlerin karşılanmasında yardımcıdır. Oldukça zengin bir protein ve aminoasittir. İçeriğinde bulunan Flavonoidler antioksidan özelliği taşımaktadır.

Arı Polenin Antioksidan Özelliği: Zaman içerisinde çevresel faktörler ya da kişilerin dengesiz beslenmesi gibi nedenlerle vücutta düzensizlikler oluşabilmektedir. Vücutta ki bu düzensizliklerin giderilmesi ve zararların karşılanması antioksidan özelliğine sahip besin kaynakları ile mümkün hale gelebilmektedir. Polen de antioksidan özelliği ile bilinen besin takviyeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Her gün düzenli olarak tüketilen polen vücudun yenilenmesine ve yaşlanma etkilerinin geciktirilmesine yardımcı olmaktadır.

Arı Poleni Enerji Verir: Arı poleninin içerdiği zengin besinler çok geniş bir yelpazade bünyeye fayda sağlar, doğal bir enerji kaynağıdır. İçerdiği Karbonhitdar, protenin ve B vitamini  dayanıklığı arttırır ve gün boyunca yorgunlukla mücadele etmeyi sağlar.

Arı Poleni Cilt Sağlığını Korur: Arı poleni genellikle enflamatuar durumlarda, sedef ve egzama gibi yaygın cilt tahrişlerinin tedavilerinde etkilenen kısam topikal olarak uygulanır.Arı poleninin içeridiği zengin miktardaki amino asitler ve vitaminler  cildi korur ve hücrelerin yenilenmesini yardımcı. Böylece cildin yaşlanma hızını azaltır.

Arı Poleni Solunum Yolu Hastalıklarını Giderebilir:  Yüksek miktarda ve etkili antioksdian özelliği olan arı poleni akciğer dokuları üzerinde olumlu etkileri vardır. Özellikle astım ataklarının hafif geçmesine yardımcı olur veya astım ataklarını tamamen engelleyici özelliği vardır. Başlangıç aşamasında astım ve bronşit gibi solunum yolu hastalıkları tedavi edebilir.

Arı Poleni Alerjileri Giderebilir: Bu konuyla alakalı bazı bilimsel araştırmalar, arı poleninin alerjik hastalıklarını giderdiğini ortaya koymuştur. Bu araştırmalardan en dikkat çekicisi ise Dr. Leo Conway, Denver Colorado MD, ın yaptığı deney. İnsanlar üzerinde yapıan deneyde, hastaarın %94’ü arı poleni yardımı ile sağlıklarına kavuşturulmuştur. Deney sonucu sinüs, alerji ve alerjik astım gibi sorunların gierildiği ortaya çıkmıştır. Özellikle solunum yolu hastalıkları olan astım ve bronşite karşı inanılmaz etkili olduğu söylenmektedir.

Arı Poleni Sindirim Sistemi Sağlığını Korur:  Sağlıklı vitamin, mineral ve proteinin yanı sıra arı poleni sinirim sistemi sağlığını koruyan yardımcı enzimler içerir. Enzimler arı poleni ile alındığında, gıdalardan alabileceğimiz bütün sağlıklı besinleri de almış oluruz.

Arı Poleni Bağışıklık Sistemini Korur: Dr. Joseph Mercola göre, düzenli olarak tüketilen arı poleni genel anlamda bünyeyi mikroplardan korur, arı polenin doğal bir antibiyortuk özelliğinin olduğunu döylemek mümkün.  Bunun dışında bir çok hastalığın sebebi olan serbest radikallere karşı çok etkilidir. Antioksidan özelliğinden dolayı deri ve cilt sağlığından bütün iç organlara kadar çok geniş bir yelpazade insan sağlığına katkı sağlar.

Bağımlılığı Azaltır:  Bu konuyla alakalı yapılan birkaç bilimsel araştırma bizim de dikkatimiz çektiği için bu başlığı yazıya ekleme ihtiyacı hissettik. Bazı sağlık uzmanları arı poleninin sigara ve uyuşturucu gibi zararlı bağımlılıkların tedavisinde de arı poleninin kullanılabileceğini belirtiyorlar. Madde mağımlığından dolayı olauşan istek geldiğinde arı poleni tüketildiğinde bu isteği bastırdığı belirtilmektedir.

Arı Poleni Kalp Damar Sağlığını Korur:  Arı poleni kardiyovasküler Sistemi destekler, kılcal damarları, kan damarlarını güçlendirmeye yardımcı olan bir antioksidan olan bioflavonoid içermektedir. Bu antioksidan sayesinde damar sağlığının korunmasına büyük çapta yardımcı olur. Aynı antioksdian ayrıca, dolaşım problemleri ile kolesterol’ün sağlıklı bir seviyede kalmasına yardımcı olur. Bütün bunların dışında kanın pıhtılaşmasına ve kalp krizi ve inme gibi risklerin meydana gelmesine izin vermez. Bu risklerin seviyesini azaltır.

Arı Poleni Prostatı Engelleyebilir: Prsotat sorunları yaşayan erkekler için faydalı olabilir, prostata yakalanma riskini azaltabilir. Arı poleni sık idrara çıkma dürtülerini durdurmak için inflamasyonu azaltmaya yardımcı olabilir.

Arı Poleni Kısırlık Sorunlarını Giderebilir:  Arı poleni yumurtalık fonksiyonunu canlandırabilir, bu özelliğinden dolayı gebelik sürecini hızlandırabilir.Bu özelliğinin yanı sıra aynı zamanda büyük bir afrodizyak olan arı poleni  hormonal güçlendirici olarak bilinir.

Arı Poleni Nasıl Tüketilmeli: Arı poleni çok etkili bir besin kaynağıdır, bu yüzden fazla tüketiminden mutlaka kaçınılmalıdır.  Arı poleninden maksimum derecede faydalanmak için meyve ve sebzelerle birlikte tüketilmesini öneriyoruz. Meyvelerle tüketildiğinde kısa sürede bağırsakları etkili bir şekilde temizlediğini göreceksiniz. Günlük olarak bir çay kaşığı tüketimi her hangi bir risk taşımaz.

Anzer Poleni: Anzer poleni çok az bulunun ve inanılmaz etkileri olan bir besin türüdür. Anzer poleni içinde bakteri bulunmadığı için çok etkili bir mikrop ve virüs yok edicidir. B, C, D ve E vitaminleri yanında çok değerli bileşen ve maddeler içermektedir. Arı poleninden maksimum derecede faydalanmak istiyorsanız arı sütü ile tüketmenizi öneririz, böylece sağlık açısından inanılmaz faydalı sonuçlar almanız mümkün.

Anzer polenin yeni başlayanların günde yarım çay kaşığı veya biraz daha az olarak 3 kere almaları bir sorun çıkarmaz ama fazla tüketimi zararlı olabilir. Günde ortalama 20-25 gram tüketilebilir ( tek seferde değil 3 öğün olarak)

Anzer polenin bilinen bir çok faydaları vardır, bunları şu şeklde sıralayabiliriz;

  • Anzer Poleni protein açısından çok etkilidir vücudun gereksinim duyduğu bütün B vitaminleri karşılayabilecek kadar etkilidir. Çocukların gelişiminde çok faydalı işler yapabilir.
  • Beyin ve sinir sistemlerinin sağlığına inanılmaz katkı yapabilir. Anzer Poleni içerdiği anrioksidanlar yardımıyla beyine faydalı olan nadir besinlerden bir tanesidir.
  • Cilt hastalıklarına karşı etkilidir, cilt sağlığını korur.
  • Anzer Poleni damar hastalıklarına karşı etkilidir. Damar sertliğinin oluşmasına izin vermez ve damar tıkanıklığı riskini azaltır.
  • Anzer Poleni dengesiz beslenmeden kaynaklanan sorunları giderebilir, etkili miktarda besin değeri olduğu için bünyenin ihtiyaç duygudğu mineral ve bileşenleri sağlar.
  • Anzer Poleninin cinsel gücü arttırdığı söylenir.
  • Hafızayı kuvvetlendirir, düşünme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olabilir.
  • Kanser kastalıklarına yakalanma riskini azaltan Anzer Poleni, aynı zamanda kanser tedavisinde kullanılabilir.
  • Kas ve adale yapıcı özelliği olan Anzer Poleni, aynı zamanda kemik sağlığını da korur.
  • Yaraların çabuk kapanmasını sağlayan Anzer Poleni, ameliyattan sonra meydana gelen derin yaraların giderilmesine birle yardımcı olabilir.
  • Anzer poleni ağız yaralarının giderilmesinden akciğer hastalıklarının tedavisine kadar bir çok alanda sağlığı korur.
  • Sindirim sistemi sağlığı için Anzer poleni çok etkilidir, hazmı kolaylaştırır, bağırsakları temizler, bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur ve bağırsaklarda iltihab varsa tedavi eder. İshali kesici özelliği vardır. İştah açar ve kabızlık sorunlarını giderebilir. Mide ülserine karşı etkilidir.
  • Astım, bronşit başta olmak üzere bürün solunum yolu hastalıklarına karşı çok etkili bir şifa kaynağıdır. Bademcik hastalıklarını giderir, öksürüğe karşı etkilidir. Boğazı mikroplardan temizler.
  • Kış aylarında soğuk algınlığından kaynaklanan hastalıklara yakalanma riskini azaltır, anzer poleni nezle ve grip gibi kış aylarında soğuk algınlığından kaynaklanan hastalıklara karşı çok etkilidir. Kısa sürede bu hastalıkları tedavi edebilir.

Anzer Poleni Nasıl Tüketilmelidir: Daha önce hiç anzer poleni tüketmeyenler günde 3 öğün ve yarım çay kaşığı ile başlayabilirler. Çok etkili bir besin kaynağı olduğu için bünyi önce anzer poleinine yavaş yavaş alıştırmak gerekir. Aksi durumda bazı yan etkileri olabilir.  Anzer polenin tüketim oranı bünyeye göre değişmektedir, günde ortalama 100 gram sağlıklıldır.


Çiçek Poleninin Faydaları:

Çiçek poleni veya çiçek tozu olarak da adlandırılır. Çiçek poleni daha çok alerjik hastaların çok yakından bildiği bir kavramdır. Özellikle alerjik astım ve bronşit hastaları bu polenlerden ciddi anlamda etkilenirler, çiçek polenleri alerjik hastalıkları olan kişilerin hastalıklarını tetikler.

Fakat bazı araştırmalar çiçek polenlerinin sağlık açısıdan faydalı olduğunu ortaya koymuştur, arıların aracılığı ile işlenen çiçek polenleri bildiğimiz klasik arı polenine dönüştürğünde bütün hastalıklar için şifaya dönüşür.

Sağlık açısıdan faydaları arı poleni ile benzerlik göstermektedir.


Polenin Zararları: Bütün polen çeşitlerinin sağlık açısından inanılmaz faydalarının olduğunu detaylı olarak ele aldık. 30 gün boyunca 6 mg arı sürü  ve 32 mg arı poleni tüketimi sağlıklı görünmektedir, her hangi bir risk teşkil etmez.Fakat çok etkli bir besin kaynağı olduğundan dolayı aşırı tüketimi bazı sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. 30 gün boyunca 6 mg arı sürü  ve 32 mg arı poleni tüketimi sağlıklı görünmektedir, her hangi bir risk teşkil etmez.

  • En büyük endişeleri alerjik reaksiyonlardır. Arı poleni polene alerjisi olan kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.
  • Aynı zamanda, karaciğer ve böbrek hasarı gibi diğer hastalarda ciddi yan etkilerinin olduğu rapor edilmiştir.

Özel Önlemler & Uyarılar

Hamilelik ve emzirme:  Arı Poleninin gebelik sırasında kullanımı muhtemelen güvenli. Arı polenin rahim ve gebeiği tehtid edeceği noktasından bazı endişeler var, bu yüzden doktorunuza danışarak nasıl ve ne kadar tüketmeniz gerektiğini öğrenmenizi tavsiye ederiz.

Gebelik esnasında polenin polenin bebeği nasıl etkileyeceğini bilinmemektedir.

Polen alerjisi: Arı Poleni takviyeleri,  polen alerjisi olan kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Belirtileri kaşıntı, şişme, nefes darlığı, sersemlik, ve halsizlik.


Tavsiyeler

Polenin sağlık açısından bir çok faydasının olduğu hep birlikte gördük. Fakat tüketiminde dikkat edilmesi gereken unsurlar var, fazla tüketilmesinin bazı riskleri olduğunu belirttik. Bir de hazır satılan polenlerin ne kadar güvenilir olduğunu sizin takdirlerinize bırakıyoruz. Polen alımı noktasında birinic ele ulaşmak bizce en doğrusu, direkt arıcılarla iletişime geçerek temin etmeye çalışmakta fayda var.

Arıcılık Nasıl Yapılır?

Bulunduğunuz bölge veya yer arıcılık için çok uygun olduğunu gördünüz ve arıcılık yapmaya karar veriyorsunuz. Peki, bu arıcılık nasıl yapılır sorusuna bugün cevap vermeye çalışacağız.

Arıcılığa başlamak için çevrenizde bulunan eski tip karakovan tarzı sepet kovanlar ile arı alarak başlayabilirsiniz ve bu şekilde aldığını sepet kovanı normal fenni kovana aktararak arı elde etmiş olursunuz veya gelecek sezon için bu sepet kovan öyle kalır bundan arı oğulu çıkacağı buradan çıkan arı oğullarını yeni fenni kovanlara koyarak arılarınız olmuş olur. Yada bulunduğunuz yörede yada internette satılan paker arı diğer bir adı ile paket arıcılık sistemi ile ara satanlardan arı alarak bu almış olduğunuz arıları fenni kovana aktararak bu şekilde arı edinmiş olursunuz. Tabi bunların yanında en sağlıklı arıcılığa başlama yolu çevrenizdeki arıcıdan fenni arı kovanında bulunan arı almak en güzelidir. Mümkünse alacağınız arı veya arılık sizin arınızı koyacağınız yerden 5 km uzaklıkta olmalı ki arıyı getirdiğiniz zaman tekrar arılar eski yerine gitmesinler. Başka bir arıcıdan kendi arılarından elde etmiş olduğu suni arı oğulları ile de arıcılığa başlayabilirsiniz. Bu amaçla ya fenni kovan bir arıcıya götürülerek ona tabii veya suni oğul koyması sağlanır, ya da Mayıs-Haziran ayında Ruşet kovan da arı satan yerlerden 4-6 çerçevelik bir aile alınır.Bunlarla damızlık elde edilebilir. Tekniğine uygun şekilde bakım ve besleme yapılarak kuvvetlendirip bal derleyecek bir hale getirilir.Fakat ilkbaharda Nisan sonundan evvel 6-7 çerçeveyi sarmış arı ve 3-4 çerçevede de yavrulu petekleri bulunan bir fenni kovan almak en sağlam bir yoldur.O yıl bal ve hatta doğal veya yapay oğul alınabilir.Arıcılığa az sayıda fakat kuvvetli arı aileleri ile başlamalıdır.Bu konuda basılmış kitaplar okumak ,eski fenni arıcılardan bilgi edinmek ve tecrübeleri arttırmak suretiyle arı sayısı çoğaltılabilir.
“Arı birden davar ondan ürer” ata sözü de bu konuda bir uyarıdır.

ARILIK KURULACAK YERDE ARANACAK KOŞULLAR:
Arılar mümkün olduğu kadar sessiz ve sakin yerlerde çalışmayı severler.Amatör olarak birkaç arı bulunduracaklar için pek önemi yok ise de,ticari arıcılık yapacak olanların arılıklarını kurmadan evvel aşağıdaki hususları göz önüne almalarında fayda vardır.
1- İşlek yol kenarlarına bırakılan arılar, gelip geçen vasıtalara çarparak ölebilirler.Mümkün olduğu kadar yollardan ve bilhassa ana yollardan 50-100- metre kadar uzak olmalıdır.Bu gibi işlek yolların sağ veya soluna bırakılmak gerektiğinde ,arılar yolun deniz kumluk gibi tarafına değil,asıl faydalanacakları arı merasının bulunduğu tarafa bırakılmalıdır ki , bal derlemeye gidecekleri sahaya uçmak için yolu geçmek mecburiyetinde kalmasınlar.
2- Sabah akşam büyük ve küçük baş hayvanların sürü ile devamlı gelip geçtikleri yol kenarlarında da arılık yapmamalıdır.
3- Suni petek imalathaneleri,Şeker fabrikaları,Şekerden imalat yapan yerler ile boya sanayii ,alüminyum tesisleri ve buna benzer asit ve benzeri maddelerle uğraşan ve imalat artıkları zehirli olan tesislere yakın olmamalıdır.
4- Mandıra artıklarının atıldığı,köy kasaba ve şehir kanalizasyonların açıktan geçtiği yerler uygun değildir.
5- Köy ara ve ana yolları ,düğün alayı ve traktörlerin geçtiği yerlerden uzak ya da en Az l50 cm metre yüksekliğindeki duvar arkasında olmalıdır.
6- Bölgede hakim rüzgarların estiği yerler varsa arılıklar bu devalı rüzgarların olmadığı kuytu yerlere kurulmalıdır.
7- Özel ve kapalı arılık yapmak isteyenler yön ve yüksekliği öyle ayarlamalıdırlar ki ,
arılar sabah güneşin doğuşundan itibaren kovanlar 3-4 saat güneş görmeli ve
ertesi güne kadar daha güneş görmemelidir.
8- Güney doğu ve Güneye bakan hafif meyilli ,su tutmayan yamaçlar,gölgelik yapan ağaçlar ,asmalar bulunan ,önü en az 4 metre açık olan yerler büyük çapta arılık kurmak isteyenler için idealdir.
9-Şüphesiz arılık yapılan bölgede çevrenin iklim ve flora durumu da göz önüne alınmalı yılın her mevsiminde çiçek açan arı merası olmalıdır.Bu koşullar sabit arıcılık yapılan bölge için önemlidir.Gezginci arıcılık yapacakları için pek çoğu gerekmeyebilir.
10- Arılık yerini seçerken ,çevrede bulunan arı sayısını da göz önüne almalıdır. 3.km. yarı çapındaki bir dairenin kapladığı alanda 100-150 kovandan fazla bulunmaması da şayanı arzudur.Ancak çevrede Balsıra ve balsama salgılayan ağaçlar çok ise kovan sayısının hiçbir önemi yoktur.

İLKEL KOVANLARDAN FENNİ KOVANLARA AKTARMA NE ZAMAN YAPILMALIDIR:
Arzulu ve azimli bir arıcı için ilkel kovandan ,modern çerçeveli kovanlara aktarma , hemen hemen her zaman her mevsim de ve hatta kışın kapalı bir odada bile yapılabilir.Aktarma işi,bunun inceliğini bilmeyenlerin zannettikleri ,uzaktan görebildikleri kadar zor değildir.
Muhakkak ki; kovanda arı mevcudunun ve bilhassa ballı peteklerin en az,yavrulamanın çok geniş sahalara yayılmış olduğu bir devrede bu iş çok daha kolay ve başarılı olur.Havanın pek sıcak olmadığı akşam saatleri ,yağmacılık tehlikesinin de asgariye inmiş olması bakımından en uygunudur.
Birinci ve ikinci oğlu vermiş ilkel kovanlarda ,arı ve bal mevcudu pek azalmış olacağından ve ana arıyı zayi endişesi de yok olduğundan ve ayrıca yardımcı arılar geniş sahaya yayılmış olsa bile,hemen hepsinde kapalı gözlü peteklerde sırlı olarak bulunduğundan iş daha çok kolaydır.
Mutlak bir zaman verilmesi gerekirse; Nisan ayı,kirazların çiçek açtığı devre en uygunudur.Çünkü bu mevsimde sokucu yaşlı arılar yerini yeni çıkan genç nesle terketmiştir .Arı mevcudu normaldir ve yavrulama geniş sahalara henüz yayılmamıştır.Bal azdır ve tüm bunların dışında nektar-polen kaynakları gürdür,havaların değişikliği yani sıcak günlerden sonra arıların dışarıya çıkamayacağı kadar soğuk olacak günler geride kalmıştır.

AKTARMA İŞLEMİ NASIL YAPILIR?
Aktarama pek muhtelif tarzlarla yapılabilir. Bundan amaç ve esas,ilkel kovandaki arı,yavru ve balların ,mümkün olduğu kadar zayiine meydan vermeden fenni kovan naklidir.
İşe başlamadan evvel körüğü yakıp ,maskeyi takıp, pantolon paçalarını ayağa geçirilen bir naylon torba içine alıp kendinize güven sağlamalısınız. İşe başladıktan sonra kolaylığı görecek ve %90 ihtimalle,elinizdeki eldiveni, başınızdaki maskeyi de çıkararak çok daha rahat çalışacaksınız.
Bunda esas,önce ilkel kovandaki arıları dışarı çıkarmaktır. Bunun için yapılacak ve gözönüne alınacak işler şunlardır.
Önce ilkel kovanı yerinden alıp l0-15 metre uzakta bir yere götürdüğünüzde ve ilkel kovanın yerine fenni kovanı bıraktığınızda şunlar olacaktır.
A) Ailenin dış işlerde çalışan yaşlı ve sokucu arıları kırdan geldiğinde fenni kovan önüne birikeceklerdir.Sizin uzağa götürdüğünüz ve üzerinde çalışmaya başladığınız kovandaki yaşlı arılarda oraya kaçacaklardır.
B) Fenni kovanı bıraktığınız yerin hemen yanında başka arı aileleri varsa kaçan arılar oraya gidebilir ve kavga olabilir.Bu nedenle böyle bir durum gözlenirse işin sonuna kadar o kovanların uçma deliğini kapatabilirsiniz.
C) Fenni kovan önüne biriken arılar içeri girip toplanmıyor ve dağınık kalıyorlarsa kovan içine varsa çerçeveli yavrulu bir petek.yoksa ilkel kovandan çıkaracağınız ilk peteği fenni kovanın bir yanına dayayıp ya da daha iyisi hemen boş bir çerçeveye monte edip bırakabilirsiniz.

İLKEL KOVANDAN ARILARIN ÇIKARILMA İŞLEMİ:
İlkel kovanın durumuna çeşidine göre metot değişirse de Türkiye’mizde Trakya bölgesi dışındaki ilkel kovanların %90 silindir şeklinde sazdan saptan örülmüş ya sepet kovandır ya da 4 tahtanın çakılması ile meydana getirilmiş uzun prizma şeklinde kovandır. Açıklamayı buna göre yaparsak.
10-15 metre uzağa götürdüğümüz ilkel kovan , kolay çalışabilmeniz için bir masa gibi yüksekçe bir yere konur.Arka kapağı açıp bakılır.Eğer arkaya kadar arı varsa arkasına sele,sepet,teneke gibi bir ilave yapılır. Ön taraftan duman verilerek ve kovan dış yüzünden tırtıklanarak arıların arkaya geçmesi sağlanır.Genellikle kirazların çiçek açtığı ilkbahar da ,ilkel kovanın arkası hasad zamanı daha önce bal arkadan alındığı için boştur.Boş değilse bile arı yoktur.Kuru petekler vardır ki alınabilir.Arıyı arkaya ilave edilin ula yerine ,bu boşluğa itmek daha kolay ve rahattır.Kovanın arka kısmını yükselterek hatta hiç yükseltmeden içerdeki arıların yukarıya içeriye kaçma alışkanlığından da faydalanarak arılar bu kısımda toplanır. Oğul salkımı gibi olur. Böylece ulaya alınan veya sandık sepet araksına bir oğul arısı gibi toplanan arılar,götürülüp boş bir fenni kovanın içine vurularak silkinir.Eğer arılar dağılmıyor,arkada toplu halde kalıyor ise ön taraftan açılıp petekler birer birer kesilip alınabiliyorsa tüm petekler çıkarıldıktan sonra da silkinebilir
İşe cesaretle başlandımdı ,arıcı kendi inisiyatifi mantık muhakemesi ile bu işi bitirir.Arıların %90 ‘ nın peteklerden ayrılmasını sağlar.”Başlamak işin yarısını bitirmektir.”

İLKEL KOVANDAN PETEKLERİN ÇIKARILMASI:
Devamlı,sabırlı ve tekerrürlü olarak iki çubuk ile yapılan tırtıklama ve ara sıra körükle duman verme sayesinde ilkel kovandaki petekler arasında bulunan arıların %95 ‘den fazlası ve hatta bazen tamamı kovandaki peteklerden çıkarılmıştır.
Sıra şimdi petekleri çıkarmaya gelir ki uzunca bir arıcı bıçağı,bu amaç için yapılmış uzun saplı bir düz eğiş, ya da bir testerenin uç tarafı ile petekler kovandan birer birer çıkarılıp,üzerindeki birkaç arıda arıcı fıçısıyla silkindikten sonra petekler kapalı bir yere arısız olarak bırakılır ve üzerleri örtülür.İlkel kovandaki tüm petekler çıkarılır.
Toplanan peteklerin önce yavrulu olanları çerçevelere kesilip monte edilir.Çerçeveye monte edilen petek üstünde,yanında,altında fazlalıklar var ise kesilip çerçeve içi tam doldurulur.Ondan sonra sağlam pamuktan yapılmış yorgan ipi ile alttan ve yanlardan sıkıca,petekler kovan içi sıcaklığın da eğilip kopmayacak şekilde bağlanarak fenni kovan içine birer birer asılır. İçi boşaltılan kovana arıların üşümemesi için arılar silkildikden ,balları temizledikten sonra uzakça bir yere veya kapalı bir odaya alınır.Çerçeveleri kovana seyrek değil,çerçeve koltukları birbirine temas edecek şekilde sıkıca koymalıdır.

AKTARILMIŞ YENİ FENNİ KOVANIN BAKIMI:
Monte edilmiş çerçeveler kovana dizildikten sonra örtü tahtası kapatılır.Üzerine boş bir ballık konularak ufak tefek balla bulaşık petekler,kirlenmiş ballar örtü tahtasına serilen bir kağıt üzerine bırakılır ki gece arılar temizlesin ve ballarından faydalansın.
Ertesi gün kovan açılarak üzerinde petek alınır.Monteli çerçeveleri bakılarak eğilen dökülen varsa düzenlenir.Dip tahtası temizlenir.Arılar hemen o gece petekleri çerçevelere bağlamaya başlarlar ve iplikleri kemirerek koparıp dışarı atmaya uğraşırlar.Üç beş gün sonra bir jiletle kesilen ipler çok itina ile çekilerek alınıp atılır.Çerçevelerden ipleri alırken çerçeveyi eğip oynatmamalıdır ki petekler devrilmesin.Gerekiyorsa yeni suni petekli çerçeveler ilave edilir.Bölme tahtası konulur.Başlangıçta arıcılığın en güç ve en zevkli ve sonunda gurur verici bir uğraşı olarak yapılan bu işte arıcının kendine güveni artar ve pek çok şey öğrenmiş olarak ufku genişler.Üç beş gün sonra kovan açıldığında çerçevelerde ana memesi görülürse ana arının zayii edildiği veya sakatlandığı ,bu nedenle yeni bir ana yetiştirmeye çalıştırdıkları anlaşılır.Ana zayii olma ihtimali %2-3 arasını geçmez . Devlet ve diğer sektörlerce açılan arıcılık kurslarında aktarma ameliyesinin gösterilmesi kursiyerlerin yetişmesi ,arıcılığa başlama heveslerinin artması vs. nedenlerle son derece de yararlıdır.

OĞUL SATIN ALMAK SURETİYLE ARICILIĞA BAŞLAMAK
Fenni arıcılığa başlamak için en kolay bir usuldür.Oğulların çok kuvvetli olması lazımdır.İyi bir oğul 1,5-2 kilodan aşağı ve insan kafasından küçük değildir.Tay kafası ve hatta manda kafası büyüklüğündeki 4-5 kiloluk oğullara paha biçilmez.
Mümkün mertebe Nisan ve Mayıs ayında çıkan oğulları almalıdır.Erken çıkmış kuvvetli bir oğul daha o yıl arıcının yüzünü güldürür.Gündönümünden sonra çıkan oğullar değersizdir.Bilhassa Anadolu da yaz ayları kurak gittiğinden geç çıkan oğul arıları bal vermek şöyle dursun ekseriye kışlık gıdasını da temin edememekte ve hatta petek inşa ederek yuvasını yapamamaktadır.Bu konuda atalarımız “ Anıza ekilen darıdan,gündönümünden (22 Haziran) sonra oğul veren arıdan ,kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez” demişlerdir.İyi bir bakım ve şurupla besleme sayesinde ,geç çıkan zayıf oğullar bile,size iyi bir damızlık ve başlangıç olabilir.Bir çok özel ve resmi teşekküller oğul arısı satışları yapmaktadırlar.Arı edinmek artık yurdumuzda da kolaylaşmaktadır.

ARILI FENNİ KOVAN ALMAK SURETİYLE ARICILIĞA BAŞLAMAK:
Fenni kovan satın alırken içerisini açıp görmek,ananın mevcut,genç,yaşlı olup olmadığını anlamak,kuvvetini ve değerini tespit etmek mümkündür. İlkbaharda Nisan sonundan evvel alınan fenni kovanlardaki arılar 5-6 çerçeveyi kaplamış ve asgari 3 çerçevesinde yavru var ise bu gibi aileler kuvvetli ve mükemmel bir damızlık sayılır. Alınacak arılı fenni kovanın çerçevelerinin,çalışılmak istenen fenni kovan çeşitlerinden hangisi seçilecekse ona uyup uymadığı nazara alınmalıdır.Uymadığı taktirde mümkünse yalnız arıya çerçevelere pazarlık yapmalı,kovanı satın almamalıdır.
İlkbaharda arılar uçuşa başladıktan sonra kovan alınırsa bunu en az 5 km. uzak bir yerden satın almalıdır. Çünkü daha yakın mesafelerden satın alınan kovanların dış işlerde çalışan arıları ,uçuşa çıktıkları zaman yeni yerlerine gelmeyip,eski alıştıkları yere gideceklerinden satın alınan kovan zayıf düşer.Satın alınan kovanları akşam veya sabah serinliğinde nakletmeli ve arıların dışarıda olmadığı saatlerde kapamalıdır.Kovanın havasız kalarak arıların içeride bunalmamalarını ,gümeçlerin yumuşayarak dökülmemelerini ve içeride hasıl olacak sıcaklıktan ve gümeç dökülmelerinden arı ve yavru telefine meydan verilmemesini temin için,uçma deliklerini ve hatta kovanın üst veya arka kısmını açarak örme tel’le kapatmalıdır.

ARICILIĞA YENİ BAŞLAYANLARIN YAPTIKLARI HATALAR NELERDİR:
Arıcılığa yeni başlayan amatörlerin yaptıkları hatalarını bilmelerinde fayda vardır.Biraz nazari malumat edindikten sonra birkaç çerçeveli kovanla işe başlayanların dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar vardır.Bunlardan birkaçını özetleyelim.
Fenni arıcılığın inceliklerini ve sırlarını iyice öğrenmeden hemen kovan sayılarını arttırmaya çalışırlar .Kovan adedini arttıracağım derken de tatbikatta öğrenmeleri gereken birçok hususlar üzerinde durmazlar.Arıcılık her şeyden evvel arıcılık yapılan bölgenin çiçek durumu ile ilgili olduğundan, iyi gözlemlerde bulunularak çevrenin arıcılık yönünü tetkik etmelidir. Yurdumuzda çiçek durumu ve çiçeklerin nektar salgısı hava şartları ile çok yakından ilgili olduğundan çevrenin yağış alma durumunu tetkik başta gelmelidir. Unutulmamalıdır ki ürünlerin yetişme devresinde 400 mm  den az yağış alan yerlerde bal derleyebilmek koşulları zayıftır. Acemi arıcılar,arılarından çok sayıda tabii veya suni oğul almak arzusuna kapılırlar. Halbuki en iyi şartlarda dahi arılardan 1-2 den fazla oğul almak,arıcının başarı şansını kısıtlayacaktır. Arıların açlıktan sönmez üzere oldukları zamanda dahi arıların kovanlarına bal taşıdığı kanısındadır ki; bir bölgenin bal toplama zamanı ancak birkaç hafta devam eder.Arıcı bütün gücü ile bu bal toplama devresinde arıların kovana çok nektar taşıyabilmeleri için gerekli hazırlığı yapmış olmalıdır daha önceden.Bu da çevresinin büyük bal toplama zamanı iyice tespit etmesi ve bu günler kovanlarındaki arı sayısını 40-50 bin gibi yüksek bir mevcutla çıkarması gereklidir.

Kış veya ilkbaharda birkaç arıların sönmesi veya yaz ve sonbaharda birkaç arıların güve kurdu tahribatına uğrayarak kovanı terk etmesi gibi durumlardan müteessir olarak cesaretleri kırılır.Çok kötü ve anormal giden bir mevsim sonucu olan bu durumlarda arıcı ümidini yitirmemelidir. Arılara gündüz şerbet vermek yağmacılığa sebep olmak ,işçi arı sürfelerini,havi gümeçlerin kıymetini bilmemek,erkek arı sürfelerini havi gümeçlerini kovandan çıkarmamak veya başka suretle değerlendirilmesini düşünmemek gibi hatalardan da yeni arıcılar sakınmalıdır. Yeni arıcılar değişik ölçüdeki çerçeveleri havi kovanlarla da çalışmamalıdırlar. Daha önceden çerçevelerdeki eski ve bilgili arıcılarla temas ederek o çevreye en uygun kovanı seçmeli ve devamlı o tip kovanlarla çalışmalıdır. Tabi ki zamanlar arıcılık faaliyetleri ile uğraştıkça pratiklik ve tecrübe kazanacağınız için burada yazılanların üstüne daha fazla bilgi koyacaksınız. Arıcılık mesleği uzun soluklu bir uğraştır.

Kaynak : http://www.aricilik.com.tr/aricilik-nasil-yapilir/